24 Eylül 2013 Salı

Whatever words i say...

Hiç tanımadığım, seslerini hiç duymayıp, gözlerine hiç bakmadığım insanların mezarlarının yanından sessizce geçtiğimde ve o sessizlik tüylerimi ürperttiğinde,

Kimi zaman tüyler ürperten o sessizliğin karanlıkta huzur vermesine hayret ettiğimde,

Eylemsizliğin kendim için en kötü eylem olduğunu fark ettiğim o ilk anı hatırladığımda,

Müzik dinlerken saatlerce yürüyüp, geçen zamanın farkında olmadığım ve kendimi daha önce hiç görmediğim sokaklarda fısıltıyla şarkı söylerken bulduğumda bir akşamüstü,

Bir gece yarısı denizde karşı kıyının ışıklarını mı, dolunayı mı yoksa yıldızları mı izleyeceğime karar veremediğimde,

Ve o gece The Cure albümleri dinlerken sıra Disintegration’a gelip; albümün malum şarkısında bacaklarım, ellerim, göz kapaklarım öylesine titrediğinde,

Ve o malum şarkıyı ‘’Whenever i’m alone…’’ dan başlayıp binlerce, yüz binlerce kez yeryüzüne koca harflerle yazma isteğime karşı koymak zorunda olduğumda,

Benim için hayati önem arzeden birçok kelime, diğerlerine hiçbir şey ifade etmediğinde,

Kardeşimi, kokusunu içime çeke çeke öpmeyi her özlediğimde,

Ve klişelerin insanı olmaktan çekinmediğim nadir zamanlarda,

Dolunaylı, bulutsuz bir gecede söylediğim şarkıları çok derinlerden gönderip o an özlediğim kişi her kim olursa olsun hiç duymadığı sesimi tam o an hissetmesini istediğimde, bunu her şeyden çok istediğimde,

Ve bu kez de telepatiye inanmak istediğim anlarda,

İlhamı, tutkuyu, umudu ve geri kalan birçok şeyi tanımsız ve eşsiz notalar bütünlüğünde; kendimi bildim bileli müzikte aradığımda,

Distortion sesi ve seviyesinin yükseldiği anlarda içimde beliriveren koşma isteğini durduramadığımda,

Gece sahilde gözümün önünden ışıl ışıl bir gemi geçerken; o geminin en üst katına çıkıp yüzüme dokunan rüzgarları o limana gönderme isteğimin beni korkutmasında,

Cadde ve sokak lambalarıyla kafayı bozduğumu anladığımda,

Bildiğim kadarıyla normalde depresif ve sorunlu biri olmadığım halde, içimdeki rengarenk dünyanın adeta düğmesine basılmış gibi durup bir anda manik depresife evrildiğini hissettiğimde,

Yine bir akşamüstü ağaç yapraklarının arasından sızan güneş ışığı ellerimi yakmadığında,

‘’Anı biriktirmek’’le ilgili takıntımdan vazgeçemediğim ve bu sebepten mutlu olduğumda,

Gördüğüm her ‘’canlı’’, her ‘’yaşayan’’ ve her ‘’kendince bir ruhu olan’’ şeyin fotoğrafını çekme isteğimi bastıramadığımda,

Yaşadıkları her bir günü dakika dakika çeşitli yollarla paylaşıp; hayatlarında hiç özel an, anı ve duygu bırakmamış, bırakmayan ve muhtemelen de bırakmayacak olan insanlara her acıdığımda,

Hayatımdaki birçok şeyden vazgeçip müzikten vazgeçemeyeceğimi anladığım her anın beni korkutan bir yanı olduğunda,

Ölümü asla hak etmeyen insanların göz kırpmadan öldürülüp, bunun kimsenin umrunda olmadığı ölümden beter, zehir zemberek zamanlarda,

Görevinin ‘’güvenliği sağlayıp, korumak’’ olduğu adamların aldıkları taviz ve cesaretle can alma konusunda çığır açmasına tepkisiz kalındığını görünce kaçan uykularımda,

Ailem bana sürpriz doğum günü hazırladığında, tüm sevdiklerim yanındayken bile aklımın ‘’Bugün de birileri öldürülecek mi, haber kanalını açsam mı ki şu an?’’ sorularını üretip bünyede huzursuzluk yarattığı Haziran ayında,

Before Sunrise’da Celine’in dediği gibi, ‘’Buradan 300 km. ötede bir savaş olması, insanların ölmesi ve kimsenin ne yapacağını bilmemesi veya sallamaması.’’ durumundan nefret ettiğimde,

Daha nefes almayı bile doğru dürüst beceremeyen bebeklerin kilometrelerce uzakta yaşamları ellerinden kanlı gözyaşları arasında alındığında,

Dünyadaki vahşet ve nefret duygusu boyut atlayamayacak kadar geliştiğinde,

İnsanların kendi varlıklarının kibrini nasıl bu kadar çekinmeden taşıdıklarına ve kendilerini nasıl ve niye bu kadar fazla önemsediklerine olan şaşkınlığımda,

Mantık yürütebildiğim yaştan itibaren bir konudan bambaşka bir konuya farkında olmadan atlamamın saniyeler almadığına her seferinde niye bu kadar şaşırdığımı merak ettiğimde,

Ve samimiyetle söylenen tek bir cümleyi, binlercesine tercih ettiğimde.


Her yerdeyim ben, her şeyde. Tüm evren ve tüm zamanların birleşip mucizevi harikalar yarattığını hayal ettiğim inanılmaz dünyamdayım. İnanılmaz bir gezegende.

Kargaşa ve sessizliğin, çift ve birçok kişiliğin birbirini tamamladığı noktadayım.

İnsanın doğada, ağaçta, güneşte, denizde, okyanusta, toprakta, kayalıklarda, bazen güneş batarken bir dağın tepesinde olabilmeyi koşulsuz ve büyük bir sevgiyle kabul ettiği noktada.

Her şeyden öte hayat bir yolculuk ve ben orada, uğradığım her durakta bir noktayım. Her duraktan kavanozuna müzikal anılar doldurup, her durağa bir şarkı ithaf eden bir nokta. Dünyadaki minicik bir nokta. Ve gerçekleri tam anlamıyla sindirebildiğim gün ise, dünya tüm evren içinde benim için bir nokta olacak. Benden de küçük bir nokta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder