Eski kutularda bulduğum hatıralar derken yüzlerce -abartmıyorum- kağıdın
arasından birisinde de ne buldum; lise sondayım, Ekim’in sonları. Tarih
atmışım. 24 Ekim 2011. Sabahın körü, sözelci insanım paragraf çözüyorum okulda uykulu uykulu. Three Days Grace dinliyorum hatta bir yandan
ayılmak için. Sorulardan birinin paragrafı o kadar güzel ki not almışım yine
bi’ kağıda. Ve tek bir kağıttan bu kadar ayrıntı hatırlayabilmek o kadar güzel
bi’ his ki. Paragrafın güzelliğine bak:
“Ben o şehirde taşların dilini öğrendim. O dilin yanında gökyüzünün yakınlığını, uçsuzluğunu , erken söken şafağı, dorukları, yalnızlıkları… Dışarıda uyurduk kısa yaz gecelerinde. Bizler serin fısıltılarla uykuya dalarken, parmaklarımız yıldızlarda kalırdı. Bir daha o parlaklıkta yıldız görmedim. O yıldızların bize gülümseyişini, iyi uykular deyişini bir daha hiç yaşamadım. Belleğimin bir odasında benzersiz anılar olarak kaldı orada yaşadıklarım…”

