Uzun zaman oldu hakkaten de, şu blogun başına oturup da hiç okunmamış ya da okunma ihtimali bile belki hiç olmayan şeyleri yazmaya başladığım anlar geldi gözümün önüne şimdi. Hayatımda çok fazla değişiklik var; söylenmiş-söylenmemiş sözler, anlatılmış-anlatılmamış ya da anlatılmayacak kadar yoğun anlar. Dıştan bakıldığında her şey aynı gibi. İçimde yaşadığım bi'şey. Tek bi' şey ama katmanları, boyutları var. Tek bi'şey ama devrim gibi.
Söylesek ya hadi Melis Danişmend'den Karşılıksız'ı?
Durum güncellemesi gibi oldu bu yazı aslında, hazır güncellemişken en sevdiğim beş gruptan biri olan Halestorm'un son albümünü (Into the Wild Life) dinliyorum şu an, muhteşem. İnanılmaz hatta. Lzzy Hale'ın askerleriyiz demiş miydim? Bu da böyle bi' notum olsun kendime. Günün birinde bu yazıya tekrar bakarsam gülümserim, şu anı hatırlayıp açar tekrar dinlerim beş bininci kez albümü, gülerim, ağlarım belki, heyecanlanırım, çığlık atarım Lzzy'ciğimle birlikte "I am the fire" diye, bağırırım, yaşarım, her haliyle güzel. Ülke gündemi hâlâ berbat; eskiden kimsenin kral çıplak demeye cesareti yokmuş, her zaman birçok sebep ve stratejik hatalar olmuş ama bunca fazla sebep de yokmuş esasen o zamanlar kral çıplak demek için. Şimdi tüm ülke ayaklansa da değişmiyor bir şey, biz ateşe su taşıyan karınca misali tanıştığımız her bir insanın minnacık da olsa beyninde yanabilme ihtimali olan ışıklarla teselli olmaya çalışırken, ülkenin kandırıldığı yetmiyormuş gibi kendilerinin de kandırıldığını önemsemeyen çıplak krallar saraydaki. Ülkemizin de bir Beyaz Saray'ı var ya hani artık, ne güzel de benziyoruz içindeki soytarı krallarla o büyük kıtaya. Göğe erdi erecek başımız, inandırıldık ne güzel. Başımızın göğe erdiği kadar, bilincimiz toprağın altına, havaya, rüzgarlara karıştı. Ve bunun geri dönüşü yok. Aptallığımıza doymuyoruz.
İçimi dökmeye gelmiştim iyisiyle kötüsüyle ama devrimimden ve Halestorm'dan başka iyilik çıkmadı, kötülük kusuyoruz hepimiz kalplerimizden. Daha ne kadar dibe inebiliriz onu düşünüyorum. Allah sonumuzu hayretsin demek istiyorum da; binlerce yıllık tarih boyunca doğruyu sorgulamayan, iyiyi kötüyü apaçık olduğu halde ayırt etmeyen, akletmeyen kullarına hayırlı bi' son nasip etmemiştir ki ya. Yine de her bir insanın zihnindeki o ışığa inanmaya, çalışmaya, konuşmaya, okumaya devam. Bu yolda olmak önemliydi hep, hâlâ önemli, hep de böyle kalacak.
Tam da şu an Halestorm kulağımda "We're livin' a bad girl's world, bad girls, we're runnin' a bad girl's world, bad girls" diyorken hem de. İstemsiz güldüm ya. Cümledeki girl'ü guy'a çevirsek, içimizdeki superhero'lar kıvılcımlanır belki. Ne bileyim işte, fantazya bile güldürmüyor artık. Umuda devam yine de.
18 Ağustos 2015 Salı
7 Mayıs 2015 Perşembe
Kafası Karışık Olmak
Sonlar, sonsuzluklar. Bu iki kelime yanıp duruyor kafamda saatlerdir. Aylar sonra oturup yazmamı sağlayan şey sadece bu iki kelime. Yazmazsam huzursuz edeceklerdi sanki. Bi' ara demiştim; yazma isteği geldiyse eğer -iki kelime bile olsa bu-, uykundan uyandırıp sabahın dördünde yazdırır. Sonlar bizim kafamızda bir şeyleri bitirmemizle mi alakalı, gerçekten bitmesiyle mi yoksa? Sonsuzluklar biz öyle istediğimiz için mi öyleler yoksa elimizde değiller mi aslında hiç? Karşısında boynumuzu eğerek ömrümüzce izlerini taşıyacak olduklarımız mıdır sonsuzluklar?
"Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünya ne biçim, bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolanıyor." mudur sonlara - sonsuzluklara olan yaklaşımımız? Sonlar gerçekten son mudurlar? İlkler hep sonsuz mudur ya da? Kendimizi bir şeylere inandırışımız kendimizi kandırışımız mıdır bazen? Hiçbir son ve hiçbir sonsuzluk birbirine benzemiyor. Herkesin sonu - sonsuzluğu ayrı bir tat bırakıyor. Kendi sonlarıma bakıyorum, son gibi sonlardı hepsi de. Kararlı, kimi zaman istikrarsız olsa da kesin ve keskin. Sonsuzluklarla ilgilenemeyecek kadar yorgun sonlardı hepsi de. Bitirdiğim her şeyde böyleydi. İnanmıyorum biten şeylerin sonsuzluğuna çünkü. İnanamıyorum artık. Yaşarsam belki inanırım. İnanmamayı seçiyorum. Buna inanacağım günü yaşamak istemiyorum çünkü. Şu an inandığım, deli gibi sevdiğim ne varsa gerçekliğinden durmadan gözlerim yanıyorken yıllardır düşündüğüm tüm bu şeyleri hâlâ düşünüyor olabilmek? Bir taraftan cevapsız soruların olmadığı zihin okumalı bi' dünya hayal ederken, bir taraftan bir insana kendini unutacak kadar güvenmenin ne demek olduğunu tatmak. Öyle gerçek bi' güzellik ki kelimeler yetmezmiş, onu öğrendim aşağılardan ona seslenirken. Sesi sakinleştirirken. O gerçekliğe, o duyguya olan inanç varsa yaşamak anlamlıymış. Zihin okuma olmasa da olurmuş. Bir insana ciddi anlamda güvenmek güzelmiş. Yanında her şeyi önemsizleştirir, iç yumuşatırmış. Ve daha bir sürü şey. Böyle böyle nirvanaya erişicem çok az kaldı, ya sabır.
Sonlar - sonsuzluklar demişken, ruhumu sattığım adamın şu sözlerini düşündüm hep:
"Sevgili: Aşk kırılgandır! Aşk kırandır! Sonsuz da olur, sonun da olur!
Ama her zaman diğer bir kapı vardır! Aşk iki kapılı bir armağandır!
Birinci kapı sonsuzluğa, ikinci kapı kendi sonumuza açılır hep!
Ve ilk kapı için gereken tek anahtar; ikinci kapının tam tersinde olandır! Zıddı!
Dengesiz mi? Yoksa denge mi? Artık buna sen karar ver!
Sevgili: Sesimin sana dokunduğu yerlere armağandır;
Ruhumun rahminde büyüttüğüm cümlelerim!"
W. Shakespeare
Sonlar - sonsuzluklar demişken, ruhumu sattığım adamın şu sözlerini düşündüm hep:
"Sevgili: Aşk kırılgandır! Aşk kırandır! Sonsuz da olur, sonun da olur!
Ama her zaman diğer bir kapı vardır! Aşk iki kapılı bir armağandır!
Birinci kapı sonsuzluğa, ikinci kapı kendi sonumuza açılır hep!
Ve ilk kapı için gereken tek anahtar; ikinci kapının tam tersinde olandır! Zıddı!
Dengesiz mi? Yoksa denge mi? Artık buna sen karar ver!
Sevgili: Sesimin sana dokunduğu yerlere armağandır;
Ruhumun rahminde büyüttüğüm cümlelerim!"
W. Shakespeare
Kaydol:
Yorumlar (Atom)