20 Haziran 2017 Salı

Konuşmak

Hiçbir yerde paylaşmayacağım, blogumda kaybolup gidecek bir yazı bu. Bu geceyi hatırlatması için bana. Beynimin içinde dolanan onlarca soru işaretiyle. Ve bununla:

"Kırmızı bir at çizerdim, kırmızı bir at, bak bu da kafası. 'Nereden geldim, nereye giderdim?' Bu da düşünen kafanın bana sorusu. Sür beni sarp kayalıklara, oradan aşağısı başka yerin konusu.

'Ah,' dedi 'senin durumun fena' , 'Ah,' dedi 'kalbinde bu neyin acısı?' 

Dayanamaz kalbimin içinden çıkardım, utanmadan dünyaya tepeden bakardım. Kimse beni bilmez, bilmez beni bilmez, bilmez beni kimse, ben hep saklandım. 

Yanmalısın, sönmelisin, ruhları incitmeli... İnanırken yalanlara delirmiş olmalısın. Bakmalısın, görmelisin acıyan yerler neresi, varmak için 'hep'lere önce 'hiç'i göze almalısın.

O kızgın bakışın, bi' de üzgün bakışın, yüzlere gülüşün ve anidir düşüşün. 

Üzülmeye gelmez, giderdim aramaya ruhumun parçalarını. Üzerime bir bir dikerdim. Beni nasıl isterdin? Tek parça. 

Yoksun nedenin yoksa. Kime güler yüzün? Kime ağlarsın?

Çek, bi' sandalye çek ve otur, mumlar var, mumları yak. Anlatacaklarım uzun, uzundur yollar ve her ne yöne gidersen git beter gibi sonsuz ama yoksun nedenin yoksa. 

Yokum, nedenim yok benim. Kime güler yüzüm? Kime ağlarım? Duruyorsan, ne duruyorsun? Yarına kalsan ne umuyorsun? Bi' sandalye çek ve otur, mumlar var, mumları yak. Anlatacaklarım uzun, uzundur yollar ve her ne yöne gidersen git, beter gibi sonsuz ama yoksun nedenin yoksa.

Ağlarla kaplı, hiç bilemezsin, her yanım, her sözüm, her savaşım, her yarım. Öyle zor öyle zor öyle zor geliyor ki her yeni gün, her yeni gün, her yeni gün, her yeni gün."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder