16 Haziran 2017 Cuma

John the Revelator

Her yer kargaşa, her yer kaos. Ortadoğu cehennem çukuru. Kendi sonumuzu kendimiz getiriyoruz. Reel politik diye diye olmayacak şeylere göz yumduk. Her gün - her hafta katledilen belki yüzlerce insan var. Ve tüm bunlara son vermeye cesaret edebilecek tek bir insanı yetiştirebilme, o tek bir insanı kazanabilme zamanlarındayız artık. Kim olacağı belli olmaz, tek bir insan binlerce – yüz binlerce insana ulaşabilir. Hayatlarını değiştirebilir. Bir kişinin hayatını değiştirmek, o kişinin devam ettirdiği nesiller boyunca hayat görüşünü belirlemek demek olabilir. Ve bu ihtimallerin arasında tek bir kişiyi kaybetme lüksümüz yok. İnanç gerek bize. Başarabileceğimize olan inanç ve bunun için gayret.

Bu devrimi başlatmaya, Ortadoğu’daki, dünyadaki düzeni değiştirmeye görülen o ki bu gidişatla güç yetiremeyeceğiz. Ama ağlanıp sızlanmayacağız. Evlerimizden başlayacağız bu işe. Devrimi evlerimizden başlatacağız. Huzurumuzla, şefkatimizle, heyecanımızla eğiteceğiz birbirimizin yüreklerini. Bunlardan aldığımız güçle aile olmayı başaracağız. İmza atmak aile olmak değildir. Evliliktir sadece. Oysa iki kişiyle başlayan “gerçek” bir aile, devrimin ilk halkası olmalı ki devrimin temelleri sağlam olsun. O evden yetişen nesiller; tüm benliğiyle, bilinciyle, eğitimiyle, anlayışıyla, merhameti, duyguları ve aynı zamanda gerçekçiliğiyle bir amaç sahibi olduğunu fark edebilir ancak. Minik yürekleri fethetmeden bu devrimi gerçekleştiremeyiz.

Olacak bu ya, The Forest Rangers’ın John the Revelator’ı çalarken içimden geldi bunları yazıvermek. Bu şarkıyı keşfettiğim dizide, bu şarkıyla, illegal düzeni değiştirmek, kendi ailesi ve çevresinde devrim yapmak istediği için kurban verilen bir adam kastedilirdi. Çok bilinen ama idrakı ve gerçekleştirilmişliği minimumda bir sözdür: “Bütün uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanık yeter,” demiş ya Malcolm X; bu toplumu uyandırmaya, sonraki nesillere bir amaç kazandırmaya belki de herhangi birimizin evinden çıkan ‘John the Revelator’ın gücü, cesareti, azmi yetecek. Biz inancımızı ve gücümüzü kaybetmeyeceğiz. Yaprak gibi titremeyeceğiz olanlar karşısında. Önceliğimiz bu.


“Bu, tarihteki en eski hikayedir. Bir gün 17 yaşındasınızdır ve gelecek için plan yaparsınız. Sonra sessizce ve siz ne olup bittiğini anlamadan o gün gelir. Sonra da dünde kalır. Bu, sizin hayatınızdır. Arzulamak, kovalamak ve dilemek için çok zaman harcıyoruz. Ama gayret güzel bir şeydir. Bir şeyleri dürüstlükle kovalamak iyidir. Hayal etmek. Bir daha asla göremeyeceğinizi bildiğiniz bir arkadaşınız olsaydı ona ne söylerdiniz? Sevdiğiniz biri için yapabileceğiniz son bir şeyiniz olsaydı onun için ne yapardınız? Söyleyin. Yapın. Beklemeyin. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Bir dilek tutun ve kalbinize kazıyın. Neyi isterseniz. İstediğiniz her şeyi. Kazıdınız mı? Güzel. Şimdi onun gerçekleşeceğine inanın. Sıradaki mucizenin nereden geleceğini asla bilemezsiniz. Sıradaki anı. Sıradaki gülümseme. Gerçekleşen sıradaki dilek. Eğer dileğine çok yakın olduğuna inanırsan ve aklınla kalbini onun gerçekleşebilirliğine, kesinliğine açarsan, dileğinin gerçekleştiğini her an görebilirsin. Dünya sihirlerle dolu bir yer. Tek yapman gereken buna inanmak. O yüzden haydi bir dilek tut. Tuttun mu? Güzel. Şimdi ona inan. Tüm kalbinle.”  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder