31 Mart 2014 Pazartesi

Ölmeyen Şeyler

“Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini, bilmek istiyorum.
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan kederlerimizle yüzleşip yüzleşemeyeceğini bilmek istiyorum.
Yüreğin doğanın ritmi ve yaşama sevinciyle dolu bir sevdanın sınırlarına vardığında, o sınırları feda edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi ruhuna ihanet etmemek için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını bilmek istiyorum. İhaneti göze aldığın her seferinde, sonuçlarını ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum.
‘Güven’ kelimesinin senin için ne ifade ettiğini bilmek istiyorum. Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.
Hatalarımıza fırsat verip vermeyeceğini, bir gölün kenarında durduğumuzda ‘gümüş ay´a benimle birlikte “EVET!” diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın ya da neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, kırılmış, yorgun ve bitap, ayağa kalkıp kalkamayacağını; ‘çocuklar’ için yapılması gerekenleri yapıp yapamayacağını bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya nereden ve nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasında düştüğümüzde, gerektiğinde yanmayı göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Yalnız kalmaya katlanıp katlanamadığını bilmek istiyorum. İçinde yüreğinden başka tutunacak hiç bir şeyin kalmadığında, o amansız varlığını sevmeye devam edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Bugüne kadar ne öğrendiğin, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…”

  Oriah Mountain Dreamer


Not: Geçtiğimiz yaz okumuştum bu yazıyı. İçimden geçen şeylerin o kadar aynısıydı ki, odamdaki mantar panoya yazıp asmıştım gelip geçerken okumak için. İçimde bir şeylerin öldüğünü her hissettiğimde bu yazıya bakıp canlandırabilmek için belki de bilemiyorum. Öyle bir dürtü oluşmuştu istemsiz. Evimde değilsem bile yanımdan hiç ayırmadığım bi defterim var, ona yazdım. Yani her şekilde bu yazı benimle her yeri dolaşıyor. Yaşadığım her duygunun bi' yansıması gibi, açıp açıp okuyorum. Sonra da gözümün takıldığı, ruhumun dokunduğu her şey o limana da dokunacakmış gibi hissediyorum. Sonra da gözlerimi kapayıp o tahtadan iskelede boğazla gökyüzünün birleştiği ufuktaki o gemi sanki o limana gidiyormuş gibi hayal edip A Modern Myth dinliyorum. Sonra her şey yolunu buluyor. Bulmak zorunda. Öyle olmak zorunda. En azından, bi' gün öyle olmasını diliyorum. Yıllardır süregelen içimdeki bu şeyin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder