26 Ocak 2016 Salı

Darren Hayes ve Biz

İki ayrı uçta kırılmış ruhlar, kaybedilen zamanları telafi etme çabası bir yana; çok mu erken, yoksa geç kalınmışlık duygusu mu bu içimizdeki?  Korku, huzur, heyecan, korku. Yani, işte.

Aynı şarkıları dinleyerek farklı yönlere atılmış adımlar yıllar sonra çok hassas bir noktada buluşturabilir mi iki ruhu? 

'Ne diyorum ben?' diyorum durup bi' an kendime, az önce dünyanın huzursuz, en bayık filmini izlemiş olabilirim; yapımcısından reji asistanına, senaristinden yönetmenine kadar içimden küfürlere boyadığım Like Crazy'yi. Belki ondan bu saçmalayıp saçmalamadığımdan bile çok emin olamayarak bilinç akışı döküldüğüm cümleler. Tutamadım içimde sadece. En çok böyle anlarda yazmak istiyorum aslında; net bir konu olmadığında zihnimde ve dünyanın en romantik şarkılarından birini dinliyorken üstelik.

Neden bu kadar çok devrik cümle kuruyorum bilmiyorum. Yıllarca bünyeye yüklenen aşırı doz Onur Özdemir'den diyeceğim de, düşününce çocukluğumdan beri hep böyleydi. Ve özellikle, bilerek yaptığım bir şey olmadı ama genellikle hep böyle çıktı cümleler zihnimden, gözlerimden, ellerimden. Devrik. Farkında olmadan benimle bütünleştiğini düşünürüm yıllardır bunun. Bir yazıyı bitirdiğimde geri dönüp kontrol etmek pek adetim değildir, yazının doğasını, duygusunu bozduğumu düşünürüm o an. Çünkü editlenecek bir şeyler hep vardır aslında, çoğu zaman diyelim. Ama o samimiyet bozulmasın istiyorum galiba. Ekstra açıklamalar gerekmesin diye, gerekmedikçe hiç bakmıyorum akıp giden yazının geçmişine. Baktığımda da eklenecek bir şeyler aklıma geliyordur mutlaka. Zaten blog yazan kaç kişi kaldık, üç beş kişiden fazlasına ulaşmayacağını bile bile? Güzelliği de burada bence. Cd çaları olmayan birinin ısrarla yeni albümler alması gibi. Arşivciliğinden, anlam yüklediğinden, değer verdiğinden. Yıllar sonra gözlerinin etrafındaki çizgilerle birlikte o albümlerin her birinin tozunu alırken ergenliğindeki, yirmili, otuzlu yaşlarındaki duygularına, anılarına dönüp bakabilme ihtimalinin güzelliğinden. İşte o film şeridinden daha güzel bir film çekilmiş olamaz bence yeryüzünde bir insan için. İşte bu kimsenin umrunda olmayabilecek yazılar da bunun için, biraz kişisel tatmin amaçlı belki. Yıllar sonra blogu açıp, "26 Ocak 2016, gecenin ikisinde tam olarak böyle şeyler hissediyormuşum. Ne aptalmışım/ne kadar güzelmiş/ne kadar gelecekten habersiz ve şimdi olduğumdan daha naifmişim vs." veya tam aksi cümleleri kurabilmek için. Hissedebilmek için. Tam şu ânı yıllar sonra hatırlayıp olabildiğince hissedebilmek için. 

Zamanı dondurabilmenin tek yolu, müzik ve fotoğrafın haricinde sadece yazmak. Elimden de içimden de başka türlüsünü yapmak gelmiyor çünkü. İşte o az önce bahsettiğim ve halen dinlemekte olduğum dünyanın en romantik sözlerine sahip en romantik şarkılarından birisi. Kim bu şarkıyı bilip de kendisine söylenmesini dilemez ki?:


Dünyanın kalan diğer tüm en romantik şarkıları da zaten yine Darren Hayes'a ait olduğundan kazananlar tam listeyi veremiyorum. Adam bu konuda müzik piyasasını parsellemiş vaktiyle tamamen. Kendisinden ARO.

1 yorum:

  1. Sabahın köründe (aşırı muhafazakar bir arkadaşım var sabahın köründe dememe kızıyor, sabahın nurunda demek lazımmış. ne zaman sabahın köründe desem içimden bir kez de nurunda diyorum. yok yere günaha girmeyi sevmem, severim küçük hesapları) ve hayatımda ilk kez dinliyorum bu parçayı.
    Beğendiğim her şeyin gerçekten de güzel olduğunu diğer insanlara ispatlayabileceğimi düşünüyorum. Yani; genelgeçer güzellik diye bir olgu yaratabilirim. Yaparım ben bunu.
    Ben güzel diyorsam güzeldir kardeşim.
    Mesela çok beğendiğim bir şarkının gerçekten de çok güzel olduğunu kanıtlayabilirim. Ya da muhteşem dediğim bir filmi yönetmeninden, oyuncusundan, senaristinden daha çok beğenebilir ve güzelliğini gün yüzüne çıkarmak için pervasızca çabalayabilirim.
    Bir eserin anlaşılması için kültürel birikim, geçmiş yaşantılar, özgünlük, gerekli altyapı falan filan gibi zırvalıklara girmem. Güzel olan güzeldir.
    Lafın kısası bu parça da güzelmiş ama birinin bunun güzel olduğunu kanıtlaması lazım.
    Bunu sen yapabilirsin Tuğba Koç, en azından ben yapabileceğini düşünüyorum.
    Sanatsal, kültürel ya da edebi her ne haltsa içinde bunlardan herhangi birini barındıran materyallerin (şey dememek için materyal dedim, ne kadar az şey dersen o kadar çok entelijansiyaya yakın olursun) berbat ya da harikulade olduğunu kanıtlayabilirsin.
    Eleştiri yazısı yazsana. Bence iyi yazarsın.

    YanıtlaSil