29 Ocak 2016 Cuma

İzlemeden ölünmeyecekler köşemizde bugün: Music from Another Room!

Öyle bir film izledi ki bu gözler, ''Allah'ım nerdeymişim bugüne kadar?'' diye düşünüyorum saatlerdir. Yüzümde kocaman, KOCAMAN aptalsı bi' gülümseme. Film boyunca böyleydi, bittikten sonra da değişmedi o ifade sanıyorum ki.

Lafı uzatmadan konuya gireyim. Mevzubahis filmimiz "Music from Another Room". Filmden haberdar oluşum, bir önceki postta övücülüğünü yaptığım Savage Garden'ın Truly, Madly, Deeply şarkısına dayanıyor. Vaktiyle Youtube'da şarkıyı dinlerken günlerden bir gün filmle ilgili bir videoya denk gelmiştim. Araştırmıştım, soundtrack Truly, Madly, Deeply idi. Yani, hayatımın filmlerinden birisiyle karşı karşıya olabilirdim! İçim içime sığmıyordu, abartmıyorum. Ben böyle şeylere, detaylara, beklenmedik bir anda duyulan küçük bir melodiye bile aşırı sevinen biri oldum zaten hep. Gel gör ki, uykulu halimle seneler önce gördüğüm bu videoyu ertesi sabah zihnimden silmiştim. Taa ki dün geceye kadar. Öyle aniden dank etti ki böyle bir filmin varlığı, bu kez unutmadan mutlaka izlemeliydim. Jude Law'ın en skinny halini merak edenler de buyursunlar. Kendisiyle bir gönül bağım bulunmamasına rağmen gülümsetti nostaljisi. En skinny hali dediysem de, 26 yaşındaymış film çekildiğinde. Şaka gibi arkdşlr.


Afişine bakıldığında Hugh Grant'li, Sandra Bullock'lu falan sıradan bir romantik komedi gibi görünüyor. Ki onlardan da izlemişliğim sayısını hatırlamadığım kadar fazladır da, konu bu değil. Gretchen Mol kişisinin Marilyn Monroe'msu saçlarıyla Jude Law'ın velisi gibi durduğu afiş şöyle:



İşte o işler afişe bakmakla olmuyor, öküzün bacağı maalesef o şekilde değil. Benim için yerinin soundtrack kısmıyla bile apayrı olacağı başından belliydi de, konu o da değil. Sevip de kavuşamama, imkansız aşk, içinden kanlar akan beyaz güller, manik depresif aşıklar ya da hayatı güllük gülistanlık gören, birbirlerine gül bahçeleri vaat eden ya da etmeyen aşıklarla da ilgili değil konu. Fantastik ögeler de yok merak ettiyseniz. İçten içe, "O yok bu yok, ne var lan it?" denildiğini duyar gibiyim. İşte o da öyle değil ehehehe.

Alışılmadık bir şekilde başlayıp, alışılmadık bir şekilde devam eden ve bence oldukça gerçek bir film. Nasıl mı gerçek? Tutkular yönüyle gerçek, en başta.  İnsan ilişkileri yönüyle, anlık çaresizliklerle, anlık burukluklarla, şiddetli kararsızlıklarla, tutkunun ve inancın verdiği umudun peşinden gitmek istemekle, tutkuların yolunu kesen gerçeklikler ve toplumun ne düşüneceğine verilen önemin insanın tutkularını, duygularını ve en kötüsü de kişiliğini köreltmeye nasıl da kadir olduğunu sonuna kadar hissettirebilmesi yönüyle bile oldukça gerçek bir film bu. Filmin sağından solundan kırpıp kendinize, çevrenize, hayallerinizin ücra kısımlarına bile pay biçebilir; sizi siz yapan şeylerden asla vazgeçmemeye, tutkularınızı hep canlı tutmaya dair gaza getirirken bulabilirsiniz kendinizi. Ha, yanlış olmasın; öyle kasıntı didaktik bir film de değil bu. Herkesin yakaladığı nokta çok başka bir şey olabilir eminim bu filmde. Mesaj kasmamışlar, olduğu gibi insanın içinden akıp giden bir film.


                       
Üstte dedim ya "gerçek bir film bu" diye, işte o da öyle değil aslında. O bile sıradan bir gerçeklik değil, gerçeklik ama masal gibi. Masal gibi bir film bu. En gerçek, en yaşanabilir duygular bile öyle bir kalıba sokulmuş ki masal gibiliğiyle zaman durduran cinsten. Çünkü ben bir ara öyle bir kaptırmışım ki kendimi izlerken, Truly Madly Deeply filmde duyulmaya başladığı anda tüyler diken konuma geçti. Filmi izlememe sebep olan şarkının varlığını unutmuşum, şarkıdan hiç haberim yokmuş da tesadüfen denk gelmişçesine sevinçten çırpındım o an.
Yalnız bir şarkının sözleri bir filmin akışına, duygusuna bu kadar cuk oturmaz. İnanın başka hiçbir şarkının sözleri ve atmosferi bu filmi bütünüyle tamamlayamazmış, çaldığı sahnelerde onu sonuna kadar hissettim.

Ve Danny, o nasıl mükemmel bir aşk tanımıydı yemek masasında yaptığın? 

Çok güzel film ya, izlesenize!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder